SURİYE – HAMA

Keşf-i Diyar tarafından tarihinde yazılmış. Suriye altında yayınlanmış.

SU DOLAPLARININ ŞEHRİ

“Hama” ülkenin dil izlerinden Aramice’de “Küçük Hisar” demektir.

Onun abi şehri “Humus” ise yine Aramice’de “Büyük Hisar” demektir.

Adetimizde önce büyüklerin ziyaret edilmesi esastır ama yolumuz üzerine Asi Nehri kıyısına kurulmuş kardeş “Hama” çıktığı için ilk önce onu ziyaret ettik. Öğlene doğru vardığımız , Suriye şehir sıralamasında beşinci olan bu şehirde ilk dikkatimi çeken şey yoğun trafiğiydi.

Şehrin bizi terleten havasında ikinci dikkatimi çeken beyazlı mavili uzun elbise giymiş ve kafasına kırmızı beyazlı poşu bağlamış erkekleriydi. Poşu bağlama teknikleri bizim Güney-doğu Anadolu’muzdan farklı, poşunun uzun ucunu bir omuz üzerinden öne almak yerine sırtlarına doğru sallandırıyorlar.

Rehberimizin anlattığına göre “Hama” “Humus”a göre daha tutucuymuş. Gerçekten de yalnız gezen kadın sayısı çok azdı. Zaman zaman meraklı gözlere hedef olsak da yabancılara alışkın, belli bir saygı mesafesinde son derece hoşgörülüydüler.

SURİYE-HAMA-Yunus KOÇ’un objektifinden

Yunus Emre’nin uğruna şiir yazdığı “Dertli Dolap” Hama şehrine “Medinet-ül Na’ura – Su Dolabı Şehri” unvanını kazandırmış.

Dolap niçin inilersin, Derdim vardır inilerim

Ben Mevlaya Aşık oldum, Onun için inilerim

Benim adım dertli dolap, suyum akar yalap yalap

Böyle emreyledi CALAP, Derdim vardır inilerim

(*Calap: Allah)

Büyük İskender’in Pers imparatoru Darius III’ü yenmesi, Ortadoğu ve Asya topraklarına girmesi için aradığı bir nedendi. Ancak öğretmeni Aristo ona “Artık savaşma, düşmanı içerden fethet!..” taktiğini verince Persli prenses güzeli “Roxana” ile evlendi. İskender fethettiği toprakları yönetecek bir oğul bırakamadan 33 yaşında Babil’de ölünce, onun yolundan giden generalleri toprakları aralarında bölüştüler. Bu paylaşımda Suriye’nin de içinde bulunduğu Balkanlar’dan Hindistan’a kadar olan yerler, İskender gibi Persli bir güzelle evlenmiş olan Mekedonlu “General Selevkos”un yönetimi altına girdi.

Neolitik çağa ait kalıntıları olan “Hama”, Selevkos Hanedanı döneminde tekrar canlanıp tarih boyunca değişik yönetimlerin dikkatini çeker oldu. “Selevkos” başta kendi adına (Antakya) olmak üzere güzel karısı (Hama’nın kuzey batısında yer alan antik şehir Apamea)  ve annesi içinde (Lazkiye) yikurdurarak Helen kültürünün buralarda kökleşmesine çalıştı.

Doğu Roma döneminde kurulan bu şehrin meşhur “Su Dolapları”, zamanında 123 taneymiş. Memluklar ve Osmanlı Devleti onarım yaptıysa da zamanın acımasızlığı karşısında sayıları giderek azalmış ve günümüze sadece 22 tanesi gelebilmiş ve şu anda sadece 17 tanesi işler halde. Suriye Halkı arasında “Na’ura” olarak bilinen bu değirmenlerin her birinin bir adı var ve aralarından en büyükleri 14. Yüzyılda yapılan “El-Muhammediye” ile “El-Mamunye”dir.

Yeşil parklarla çevrili yollarında “Su Dolaplar”dan sadece üç tanesini yakından görebildik. Heyecanla fotoğraflarını çektik, videolara kayıt ettik. Her birinin ebatları birbirinden farklı, asırların yorgunluğunu hatırlatan insanın içini buran iniltileri Yunus Emre’nin dizilerinde şiir olmaya hak kazanmış. Siyah rengiyle kim bilir hangi dağın ağacından yapılan mekanizmasıyla Asi Nehrinin setlerle yükseltilen suyunu Roma dönemi su kemerlerine aktarma görevi görülmeye değer güzellikte.

Beni bir dağda buldular, Kolum kanadım kırdılar

Dolaba layık gördüler, derdim vardır inilerim

Ben bir dağın ağacıyım, Ne tatlıyım ne Acıyım

Ben Mevlaya duacıyım, Derdim vardır inilerim

SURİYE-HAMA-Gültekin KAVUŞAN’ın objektifinden

“Hama”yı kendi topraklarına katar. Osmanlı hakimiyetinin 402 sene  boyunca yaptırdığı güzellikler hala dikkate değer. Bunların arasında Asi Nehrinin kıyısına kurulmuş 18. yüzyıla ait Azem Sarayın güzelliği diğer gezginler gibi beni de çok etkiledi.

Sarayın iç avlusunda şarkı söyleyen çocukların bizleri görünce kendilerini beğendirme sevdaları, kenarda duran gururlu anneleri de dahil hepimizi güldürdü. Bir kez daha bu masum tavırlarıyla “Çocuk çocuktur!..” mesajını aldık.

Sarayın kubbeli burçlarını avlusundan  görmeniz mümkün.Merdivenlerden üst katına çıkıp dikkatlice dinlediğinizde, “Su Dolapların” inildeyen sesini de duymanız mümkün.

1740 yılında Hama Valisi “Esat Paşa El-Azem”in evi olarak inşaata başlanmış, ek ilaveleriyle ancak 1830 yıllarında tamamlanabilmiş. Kapı girişlerinde kullanılan koyu bazalt taşıyla açık kalker taşının uyum güzelliği dikkat çekici. “Haremlik”, “Selamlık”, “Hamam” ve “Kabul Salonların”dan oluşan dört bölümlü sarayın iç mekanının güzelliklerini çekerken “Fotoğraf çekmek yasak!..” ikazı bizi üzdü,ama  çekilen kareleri de kar saydık. 1920 yılından müze olduğu 1956 tarihine kadar özel okul hizmeti vermiş olan bu yerin güzelliklerini hafızalarımıza kayıt etmeye çalıştık.

SURİYE-HAMA-Gültekin KAVUŞAN’ın objektifinden…

Bize özel açılan sarayın mezarlarını ziyaret etmemiz ve fotoğraflarını çekmemiz belki bir ilkti. Esat Paşa’nın eşi, kardeşi ve çocuklarının yan yana dizilmiş mezarların arasında tek eksik “Esat Paşa” idi. Yönetiminden memnun kalınmadığı için İstanbul’a çağrılan Esat Paşa, daha oralara varamadan Ankara yolunda idam edilmiş, “Mezarı acaba Ankara’da mıdır!..” diye de düşünmeden edemedik.

“Hama”da devletin işlettiği demir döküm fabrikası gibi ağır sanayinin yanı sıra Suriye’nin kurulan ilk “Veterinerlik Fakültesi” de buradaymış. Hayvancılığa verilen önem  sütten yapılan ürünlerde  artışına neden olmuş ve özellikle “Hama peynirleri”nin ünü sınır dışına taşmış.

Sevgili Rehberimiz bize bir sürpriz yaparak “Hama”nın meşhur “Halevey Jıbne-Peynir Tatlısı”nı ikram etti. Her biri bildiğimiz lokum büyüklüğünde, irmik ve peynirden yapılmış tatlının arasında son derece lezzetli ve taze kaymak var. Dokunacağını düşündüğümüz ve tereddütle yediğimiz bu tatlı bizi hayrete düşürecek kadar hafifti, o sıcakta içimizi hiç baymadı. Bu tatlıdan aldığımız enerjiyle 46 kilometre uzaklıkta ki “Humus”a doğru yola çıkarken “Hama”ya Yunus Emre’nin “Dertli Dolap” şiirinin son dizeleriyle veda ettik.

Sol dülgerler beni yordu, her azam yerine kondu

Bu iniltim Haktan geldi, Derdim vardır inilerim

Yunus burada gelen gülmez, Kişi muradına ermez

Bu fanide kimse kalmaz, Derdim vardır inilerim.(**)

 NOT: Fotoğraflarını bizimle paylaşan kültür gezginleri Sayın Doç Dr.Gültekin Kavuşan ve Sayın Yunus Koç’a çok teşekkür ederiz.

Keşf-i Diyar/201

SURİYE-Hama-Gültekin KAVUŞAN’ın objektifinden…

 

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Kendi sitenizden Takip Edin.

Yorum yapın